Rize

SON DAKİKA HABERLERİ RİZE'NİN HABER SİTESİNDE


  • 04 Ocak 2018, Perşembe 0:33
Ramazan Tayyip Büyük

Ramazan Tayyip Büyük

İRAN’IN ORTADOĞU POLİTİKASI

İran’ın Ortadoğu’da Türkiye ile ilişkisi ve Bölgesel bir güç haline gelmesindeki sebepler nelerdir ?

İran Ortadoğu'daki en karmaşık güç odaklarından biridir. Derin tarihi hafızası, köklü devlet geleneği ve kültürüyle incelenmesi zor olan bir ülkedir. Fakat İran'ı anlamadan Ortadoğu'daki dengeleri ve günümüzde gelişen olayları anlamak mümkün değildir. Aynı şekilde Türkiye'nin Ortadoğu politikasını anlamak için İran anlaşılması zorunlu olan bir ülkedir. İran tarih boyunca Türk Devletleriyle bir rekabet içinde olmuş ve birçok olayda doğal olarak karşımızda yer almıştır.

 Çünkü her iki devletinde etki ve çıkar alanları kesişmekte ve politikalarını belirleyen unsurlar müthiş farklılıklar göstermektedir. Bir dönem Selçuklu Devleti'ni yıkan, en güçlü olduğu zamanlarda bile Osmanlı Devleti'nin Batı'ya seferlerini devam ettirmekte olan İran Türkiye Cumhuriyet'i açısından büyük önem arz etmektedir. Özellikle 1979 Devrimi sonrası dış politikada müthiş kırılmalar yaşayan İran, bu politikayı Türkiye'ye uygulamada başarısız olmuş ve iki ülke arasında yeni bir sorun ortaya çıkmıştır.

Asya’nın güneybatısındaki ülkenin kuzeyinde Hazar Denizi, güneyinde Basra ve Umman Körfezi vardır. Yani anlayacağımız üzere İran’ın jeopolitik konumu oldukça önemlidir. İran; Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Irak, Pakistan, Afganistan ve Türkmenistan’la komşudur. Enerji zengini olan ülkede, hareketli ve güçlü bir ticaret dönmektedir. Yüksek işsizliğe rağmen, gıda maddelerinin bolluğu, petrol, doğalgaz, elektrik fiyatlarının ucuzluğu, halkın ekonomik olarak göreli rahat yaşamasına sebep olmaktadır. İran ordusu savaş deneyimli ve güçlü bir ordudur.

İRAN’IN ORDADOĞU’DAKİ POLİTİKASINI ŞEKİLLENDİREN UNSURLAR

İran'daki gösterilerin temelde dayanılmaz hale gelen ekonomik sorunlar, gelir adaletsizliği, yolsuzluklar, siyasal özgürleşmeden yoksunluk ve baskılardan kaynaklandığı görülüyor. Uzun süredir ambargo altında yaşayan ve bu nedenle ekonomik sorunlarla boğuşan İran'ın yüksek maliyetli dış operasyonlara nasıl bu kadar sık başvurabildiği ve bunu sürdürülebilir kıldığı epeydir tartışmalı bir konu. Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan başta olmak üzere hayli girişken ve maliyetli bir politikanın elbette iç ekonomik dengeler üzerinde olumsuz etkisi bulunuyordur. Her ne kadar Irak'taki süreci bu ülkenin kaynaklarıyla finanse etmek mümkün olsa da Suriye ve Yemen gibi ülkeler için aynı şey söylenemez. Bu nedenle İran'ın ekonomik sorunların gösterilere yol açtığı şu dönemde, dış politikadaki girişken ve yüksek maliyetli politikasını aynı hız ve açıklıkta devam ettirmesi zor olabilir.

Son 10 yılda İran'ın Ortadoğu'daki etkisi büyük ölçüde genişledi. İran’ın dış politikasını şekillendiren ve ülkenin bölgesel güç olmasını sağlayan önemli unsurlardan biri de enerji zenginliğidir. Enerji kartını başarıyla kullanan İran, Suudi Arabistan’ın ardından dünyanın 2. büyük petrol üreticisidir. Rusya’nın ardından da dünyanın 2. büyük doğalgaz rezervlerine sahip ülkesidir. Bölgesel bir güç olarak kabul edilen İran ciddi bir kimlik, kültür, gelenek ve

kurumsallığa sahiptir. Dış politikası köklüdür. Dini söylemi de Şii mezhebinin tarihsel ve kültürel arka planını da yerinde, zamanında ve gerektiği oranda öne çıkarır.

İran'ın tarihsel hafızasında yaşadığı işgaller, derin bir iz bırakmıştır. Son yüzyılı siyasi çalkantılarla dolu olan İran, bu süreçte yaşadığı sarsıntılardan dolayı bir güven bunalımı yaşamaktadır. Aynı zamanda tarihinde de rahatlıkla görebileceğimiz gibi İran için dış politikadaki en önemli hedef çıkarların sağlanmasıdır. İran tarih boyunca kuvvetli bir milliyetçilik ve devletçiliğe sahip olmuştur. Bu iki önemli boyutu birleştirdiğimizde ortaya çıkan vektör bize İran'ın dış politikadaki hedeflerine ulaşmada temel stratejisini gösterecektir: “Uluslararası ilişki ve politikada kalıcı dostluk ve düşmanlıklar yoktur değişen ve uyuşan çıkarlar vardır.”Bu söylem aslında tüm analistlerin dile getirdiği gibi İran'ın politikalarında izlediği yolun ne kadar sonuca yönelik olduğunu göstermektedir.

İran’ın, Rusya ve Çin’in öncülük ettiği Şanghay İş Birliği Örgütü’ndeki gözlemci üyeliği de önemlidir. 6 - 7 Haziran 2012’de 12. Zirvesini Pekin’de yapan ŞİÖ Zirvesi’nde İran tam üyelik için başvurmuştur. Aynı zirvede Türkiye’ye de “Diyalog Ortağı” statüsü verilmiştir. O zirvede ŞİÖ batıya doğru genişlemeyi, bölgesel ve küresel sorunlara karşı daha akti biçimde müdahale etmeyi kararlaştırmıştır.

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, savunma bakan-lığından, ŞİÖ çerçevesinde Suriye’ye barış gücü gönderilmesini planlamasını istemesi, İran’ı da çok memnun etmiştir. Pekin’deki zirvede İran’ın büyük ilgi ve destek görmesi, zirve sonuç bildirisine “İran sorununun çözümü için kuvvet kullanımının asla kabul edilemeyeceği, bunun Ortadoğu’da tahmin edilemez sonuçlar doğuracağının” yazılması, İran’ın bölgesel güç olarak ağırlığını pekiştirmiştir.

 

İran, yakın bölgesiyle ilgilenmenin yanında, dünya siyasetinde öne çıkan ülkelerde de ilişkilerini geliştirmektedir. Merkezi büyük güçler arasındaki rekabetten (ABD ile Çin, ABD ile Rusya, kısmen ABD ile Almanya arasında görüldüğü üzere) yararlanmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin lokomotif gücü olan Almanya ile ilişkilere özel önem vermektedir. Avrasya’nın 3. büyük gücü olan Hindistan’la ilişkilerini geliştirmeye çalışmaktadır. Latin Amerika ülkeleriyle, özellikle Venezüella ve Brezilya ile ilişkileri güçlüdür. Nitekim Brezilya, BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yönelik yaptırımlara “hayır” demiş, İran da Brezilya’yı nükleer faaliyetleri konusunda “arabulucu” olarak ilan etmiştir. İran, BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a ilişkin girişimlerde kendisini destekleyen Çin’in enerji tedarikinde önemli bir ülkedir.

Bu bağlamda İran’ın bölgesel güvenlik anlayışı aşağıdaki gibi özetlenebilir:

1. İran’ın merkezi üs olduğu güvenlik sistemi,

2. Körfez Ülkeleri ve İran sınırlarında uluslararası güçlerin olmaması,

3. Körfez Ülkeleri’nde silahlanmanın minimum seviyelere indirilmesi,

4. Özellikle Irak, Suriye, Yemen ve Bahreyn’i nüfuz altına almak,

5. İran’a nükleer silah edinme hakkının tanınması ya da en azından nükleer teknolojiye sahip olması.

Bölgesel güvenlik anlayışını yukarıda belirtilen beş temel prensibe dayandıran İran gerek kendi içinde ve gerekse uluslararası alanda birçok sınırlamayla karşı karşıya kalmıştır.

 

İran, yalnızlığını gidermenin ve 11 Eylülden sonra kendisine yönelen tehditleri karşılayabilmenin yolunu ve dolayısıyla dokunulmaz ülke statüsüne kavuşmanın çaresini bu politikada görmektedir. Böylece bölgesel hegemon konumu üzerinden rejimini de kuvvetlendirmiş olacak ve içeriden devrilme tehlikesini de bertaraf etmiş olacaktır.

İran’ın dış politikada önemli avantajları ve kimi dezavantajları vardır. Jeopolitik, stratejik konumu, yeraltı zenginlikleri, nükleer faaliyetleri önemlidir. Orta Doğu coğrafyası geçmiş yüzyıllardan beri büyük güçlerin rekabet alanı olmakla birlikte özellikle petrolün 20. yüzyılın başlarında değerinin artmasından sonra giderek önem kazanmıştır. İran ise bu petrol rekabetinin İngiltere ve Rusya arasında yaşandığı, bölgenin köklü medeniyetlerinden ve devletlerinden biridir. Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ABD tarafından şer üçgeninin içinde gösterilmesinden sonra gündemden hiç düşmemiştir.

Asya’yı Avrupa’ya bağlayan köprünün önemli bir ayağını oluşturan İran petrol nakil hattıdır. Bugün bölgedeki pek çok gelişmenin temelinde, potansiyel tehdit olarak algılanan İran hegemonyası yatmaktadır. İsrail’in Lübnan’da Hizbullah’a karşı savaşması ve Filistin’deki Hamas’a yönelik politikaları, Şii etkinin bölgeye yayılımına karşı algılanan tehdidin tezahürleridir.

11 Eylül'den sonra yeni düzende ortaya atılan Büyük Orta Doğu Projesi’nin kilit noktası da İran’dır. Bu proje, özünde demokrasi ve özgürlük gibi kavramların şekillendirdiği bir yeniden yapılanma planı olarak ortaya atılmıştır. Ancak bölge devletleri içerisinde İran dışında demokratik gelişim için hiçbir ülkeye baskı yapılmamaktadır. Bu da bize Büyük Orta Doğu Projesi’nin aslında kurulmak istenen yeni dünya düzeninde küresel hegemonyaya giden jeopolitik hamlelerden ibaret olduğunu göstermektedir.

 

Ramazan Tayyip BÜYÜK


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık