SON DAKİKA HABERLERİ RİZE'NİN HABER SİTESİNDE


  • 07 Aralık 2017, Perşembe 20:11
OrhanYazıcılar

Orhan Yazıcılar

Kimse Bu Ayıbı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a mal Etmeye Kalkmasın 2

(Önceki Günden Devamla)

- “Ayrılmak” Sayın Cumhurbaşkanımıza Arzımın Bir Bölümü İdi:

Evet, bütün bu durumlar artık benim Rize’de kalmamı, kalsam da gereği kadar faydalı olamayacağımı gösteriyordu. Durumu, Ekim ayının sonlarına doğru, bir telefon konuşmasında, Sayın Cumhurbaşkanımıza ilettim; “Kalırsam izzetle çalışmak, gidersem de izzetle gitmek isterim. Her iki kararınız da başım üstünedir... Öğrendiğim kadarıyla Rize İl Başkanlığı Kongresine geleceksiniz. Meseleyi çözüme kavuşturursak iyi olacak Efendim” dedim.

Yani, özü itibarıyla, Rizeden ayrılma fikri-teklifi benden geldi, Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda beni istememe gibi özel bir emri kesinlikle olmadı.

- İş Nasıl Kotarıldı?:

Kongre günü (18 Kasım 2017, Cumartesi), Sayın Rektör, telefonunundaki bir takım kayıtlarla (Nedir bilmiyorum; herhalde mesajlar, facebook paylaşımları, resmi yazışmalardan kesitler!) takviye ettiği şikayetlerini Sayın Spor Bakanı (ki milletvekili iken projeyi anlatmam dışında kendileriyle hiçbir temasım ol-a-madı.) ve Sayın Vali (ki projeyi anlatmak için düzenlediğimiz bir toplantıya davet ettiğimde “bu işlerle niye burada uğraşıyorsun git Ankarda uğraş!” demesinin dışında bir temasımız ol-a-madı) ile birlikte Sayın Cumhurbaşkanına iletti.

Teknik deyimle, bir “Tepe Yöneticisi” olarak olaya bakıldığında, bir tarafta Rektör, Vali, Bakan diğer tarafta ise (kendisini özel olarak göndermiş olsa da) bir dekan vardı. Bu durumda Tepe Yöneticisi (Cumhurbaşkanımız) normal olanı yaptı ve sanırım benim bu yöndeki arzımı da değerlendirerek “Peki, o zaman ayrılsın” dedi… Bu görüşmelerden öğrendiklerimin hepsi bu kadardır.

- Sayın Cumhurbaşkanımızın Gösterdiği İltifat:

Bundan sadece bir gün sonra (Pazar), Sayın Cumhurbaşkanımızı Güneysu’dan uğurlarken bana gösterdiği ilgi kortejdekilerin dikkatini ve hatta gıptasını(!) çekecek derecede idi. Kesinlikle, olumsuz addedilebilecek bir şey söylemedi bana. Dahası diğer insanların verdikleri zarfları yanındaki görevliye teslim ederken benim arz ettiğim bilgi notunu alıp özenle kendi iç cebine koymuştu.

- Ertesi Gün Ve Yapılan Büyük Ayıp:

Ama heyhaaat!.. Ertesi sabah saat 10 civarında, Sayın Rektör makamına çağırdı! Her zaman olduğu gibi makama saygı babında tam zamanında gittim. Doğrudan konuya girdi. Aslında bir yıl önce Cumhurbaşkanına beni kendisinin teklif etirdiğini (evet, bu doğrudur ama ben de aynı anda kendisini şiddetle reddetmiştim!) ancak gelinen noktada artık birlikte çalışamayacağını, bu işin üniversiteye zarar verdiğini vesair klişe cümleler söyledi ve istifa etmemi istedi! İlgili soruma karşılık olarak da bunu Cumhurbaşkanımızın iradesi olduğunu söyledi! Büyük idareci(!) örneği olarak da istifa etmemin benim için daha hayırlı olacağını ilave etti. Cevabım kısa ve net oldu: “O benim bileceğim bir iş.”

Doğrusu bir gün önce Sayın Cumhurbaşkamızın gösterdiği büyük nezaket ve iltifat ile rektörlük makamında yaşadığımız bu durumu hiç ama hiç bağdaştıramamıştım. Zaten aksi bir düşünce Sayın Cumhurbaşkanımızın ikiyüzlülük yaptığı anlamına gelirdi ki, haşa!

Benim o andaki düşüncem; usulde paralellik ilkesi doğrultusunda “görevi veren Cumhurbaşkanımız olduğuna göre, iadeyi de ona yapmam gerekir” şeklinde idi... Dolayısıyla istifayı kabul etmedim, zaten hakkımda ne bir soruşturma ne de bir ceza almışlık vardı. Başarısızlık sayılacak bir durum ise görevden almak isteyenler tarafından bile söz konusu edilememişti. “O zaman yazını yazacağım” dedi. Ben de “O da sizin bileceğiniz iş” dedim ve makamdan ayrıldım.

- Canımı Sıkan Şey: Teyid Edemedim!

Durum ilginçti… Sayın Rektör “mal bulmuş magribi” misali derhal işe koyuldu; hiç vakit geçirmeden ve kimselere göstermeden “dekanlıktan alınma teklifi” yazısını yazdı ve YÖK’e gönderdi. Muhtemelen onlara “Bu Cumhurbaşkanımızın emridir” dedi, çünkü o gün (Pazartesi) dekanlık vekaletinin iptal kararını verecek olan YÖK Yürütme Kurulu’nun toplantı günü değildi. Ama her nasılsa YÖK’teki büyüklerimiz(!) benim savunmamı alma ihtiyacı bile duymadan kararını verdi ve saatler içinde üniversitemiz rektörlüğüne bildirdi. Ve Rektör de elde ettiği büyük zaferin nişanesi olan kararı özel ulakla tarafıma ulaştırdı!!?

Gün içerisinde görüşme ihtiyacı duyduğum yetkili siyasiler “Şimdi Cumhurbaşkanımıza sorarsak Bakana ayıp etmiş oluruz. O Cumhurbaşkanımızın ‘ayrılsın’ dediğini teyid etti zaten” diyerek Sayın Cumhurbaşkanına durumu bildirmekten ısrarla imtina ettiler. Bu olayın kendi aleyhlerine siyasi sonuçlar da doğurabileceğini, dahası halk nezdinde Sayın Cumhurbaşkanımızı haksız bir şekilde töhmet eltında bırakabileceğini söylememe rağmen maalesef değişen bir şey olmadı!

Evet, ben “Sayın Cumhurbaşkanım, …gidersem de izzetle gitmek isterim” demiş ve bu kararın başım üstune olacağını söylemiştim ama doğrusu sürecin bu kadar çirkin cereyan edebileceğini düşünmemiştim. Öyle ya serde akademisyenlik vardı, üniversite vardı, devlet vardı, mevzuat vardı, teamüller vardı!? Hani insanlık da hepten ölmemişti ya!.. Hem Sayın Rektör de ilahiyatcı ve hatta yanılmıyorsam “İslam Ahlakı” üzerine doktorasını yapmış bir insandı!!? 44 yıllık üniversite, 38 yıllık memurluk ve 25 yıllık akademisyenlik hayatımda da böyle “Alçakca-müptezel” bir şey görmemiştim!?.

“Alçakca-Müptezel” diyorum çünkü Sayın Cumhurbaaşkanımızın “emir” değil sadece “izin” verdiği bir konu, onun adını ve devletin kamu yararını gözetmek üzere verdiği yetkiyi keyfi kullanmak suretiyle, mevzuat, örf ve gelenekler de hiçe sayılarak “hal” edilmiş, sonuçta akademik etik, bilimsel namus ayaklar altına alınmış fakülte, üniversite ve devletimiz küçük düşürülmüştür.

“Alçakca-Müptezel” diyorum çünkü öğrencilerime, çalışanlarımıza, öğretim üyelerine, bürokrat arkadaşlara, eşraftan dostlara, hemşerilerime ALLAHAISMARLADIK bile diyemeden ayrılmak zorunda bırakıldım.

“Rize’de 1-2 ay kalayım, doktor olarak çalışayım, göz kliniğinin ‘göz nakli’ gibi bazı eksiklerini daha gidereyim” şeklindeki düşüncelerim de gerçekleşemedi maalesef. Dekanlık vekalet görevini YÖK aracılığyla 24 saatte düşüren Sayın Rektör afiliye hastanedeki doktorluk görevimi de (2547, 40/b) bundan sadece bir gün sonra, Üniversite Yönetim Kurulu kararıyla, hukuksuz bir şekilde sona erdirdi.

Evet, bu konu başlıkları ile ilgili anlatacaklarım şimdilik bu kadar… İlginç detaylar, “tam yerine rast geldi manzara koyduk” cinsinden enstantaneler, yeşil çamı aratmayan karakterler vs. tekmili birden bu konuda yazacağım kitapta yer alacak İnşallah.

- Benim İçin Son Nokta:

Geldiğimiz durumda, bu konuya bir son vermek gerekiyorsa, benim açımdan “son nokta” konulmuştur. Olağanüstü bir gelişme olmadıkça konu benim için kapanmıştır.

Şimdi… Özellikle vurgulamak istiyorum ki bu yazdıklarımdan hiç kimse, ki buna bir takım “kifayetsiz, muhteris” yöneticiler de dâhildir, şu ya da bu yönde bir menfaat sağlamaya, milletimizin genelinin “Reis”

benimse diğerlerinden ayırmak için “Büyük Reis” dediğim Sayın Cumhurbaşkanımızın ismini kullanarak bir takım olumsuzluklar devşirmeye kalkışmasın. Lütfen! Ortada buna hak verecek bir durum yok çünkü.

Haa! Sayın Cumhurbaşkanımız başka bir şey yapabilir miydi?.. Açık yüreklilikle ve inanarak söylüyorum ki konuya eğilecek yeterli zamanı olsaydı yapardı biiiir; eğer Rektör ve avanesinin sonradan böyle bir halt yiyeceğini tahmin etseydi “Peki, o zaman ayrılsın” demezdi ve başka bir şey yapardı ikiiii; dahası şimdi bile duysa müstehaklarını verir gereğini yapar üüüüç!

Aslında bir orta yolu yok değildi bu işin, projelerimizi de akamete uğratmayacak ama kader; olmadı. İzninizle bunu kitabıma saklayayım. Ancak şunu söyleyebilirim; onca devasa işlerinin arasında devede kulak mesabesinde bile olmayan böyle bir meseleye daha fazla eğilecek zamanı olmadı Büyük Reis’in.

Sonuçta ortada bir boşluk-eksiklik oldu. Onu doldurması gereken yerel-milli olan veya henüz olamayan siyasi temsilcilerimiz ise yetersiz kaldılar. Daha da düz söylersek insani ve siyasal sorumluluklarını yerine getirmediler, maalesef. “Getirmediler” diyorum çünkü arkadaşlıklarımız(!) bir yana bir yılı aşkındır Rizeye hizmet veren bürokratları olarak bir “geçmiş olsun” ya da “güle güle” bile demediler.

Sonuç itibarıyla, Sayın Cumhurbaşkanımıza asla gönül koymuş değilim. Nerden bilsin kendi gönderdiği adama, hem de kendi ismi kullanılarak böyle bir kepazeliğin yapılacağını!? Kâhin değil ki o! Bu noktada, kendilerine ulaşamadığımı, bu yönüyle canımın hassaten sıkkın olduğunu da belirtmem gerekiyor.

Bu süreçteki asıl üzüntüm ise rasyonel akla, gerçek güce, hakka ve hakikate dayanmayan, özellikle de yerelde, bulunduğu makamı hiç de hak etmeyen prototip insanların elinde bulunan körelmiş müesses nizamın yine galip gelmesi, güzel Rize’mizin ve onun çilekeş insanlarının, avuçlarının içine kadar gelen eğitim-öğretim ve sağlık hizmetlerinde çağ atlatacak projeleri kaybetmesi oldu. Çok yazık.

Ben yine de bu kaybetmişliğe “şimdilik” demek istiyorum çünkü bu çalışmamın Rize için en uygun proje olduğununa ve aynı zamanda bir alternatifinin de bulunmadığına inanıyorum. Eğer Rizeli de buna benim kadar inanır ve sahip çıkarsa muhakkak ki doğru eğriyi yenecek, hak yerini bulacak, Rize ve yöre insanı bu hizmete kavuşacaktır.

Ben şahsen, Allah ömür verdikçe işin takipcisi olacağım. Tabir-i caizse denize atılan hastane projesininin ne aşamada olduğunu, tıp eğitimini bununla nasıl entegre edeceklerini istisnasız her ay, Sayın Bakandan, Sayın Vekillerden, Sayın, Validen ve Sayın Rektörden ısrarla soracağım. Bakanlıkları, vekillikleri, valilikleri, rektörlükleri bitse bile bunu yapacağım. Kurtuluşları yok; andım olsun.

Bu sıkıntılı süreçte desteğini esirgemeyen çalışma arkadaşlarıma, hemşerilerime ve dostlarıma çok teşekkür ediyorum. Allahaısmarladık.

Sevgi ve saygılarımla…

Prof. Dr. Şaban ŞİMŞEK


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık