Rize

SON DAKİKA HABERLERİ RİZE'NİN HABER SİTESİNDE

İslam Coğrafyasında Emperyalistlerin Demokrasi Oyunu !

Coğrafyamız adeta film setine dönüştürülmüş. Her gün yeni bir bölümü çekiliyor. Akşama gösterime sunulmak üzere televizyon stüdyolarına yetiştiriliyor. Ancak aksiyon filmlerinde görülebilecek sahneler, bu topraklarda fiilen icra ediliyor.

İslam Coğrafyasında Emperyalistlerin Demokrasi Oyunu !

Adi demokrasi oyunuydu. Gözümüzü önünde arsızca, edepsizce ve vahşice sergilenen. Hatta umursamadan insanı, insanlığı…

Çok gerilere gitmeye gerek yok. Sadece çeyrek asır geriden başlamak yeterliydi.

Az zamanda çok şeylere alıştırıldık. Yanı başımızda işlenen insanlık suçlarını göre göre kanıksadık. Film izliyoruz sanki…

Coğrafyamız adeta film setine dönüştürülmüş. Her gün yeni bir bölümü çekiliyor. Akşama gösterime sunulmak üzere televizyon stüdyolarına yetiştiriliyor. Ancak aksiyon filmlerinde görülebilecek sahneler, bu topraklarda fiilen icra ediliyor.

 

Gidenin can; yok olanın bir beden olduğuna kimse akıl vermiyor. Vicdanlar zaten devre dışı bırakılmış… Azıcık akıl sahibi olan da “Yok yahu! Koca koca adamlar insan öldürecek değil ya… Olacak şey mi?” diyerek olan biteni kendince izah etmeye çalışıyor.

Mesele, dünyayı tehdit eden kimyasal silahların Saddam’ın elinden alınıp bir an önce yok edilmesiydi. Yoksa ne işi vardı kilometrelerce uzaklardan gelen demokrasi havarilerinin buralarda…

Saddam’ın kendisini esir alan vatandaşlarına; “oyuna gelmeyin” deyip dil dökmesi fayda vermedi. Irak halkı Saddam’la birlikte darağacına asılınca anlaşıldı ki senaryo başkaydı. Kimyasal silah söylemi, yalandı.

Dizinin diğer bölümleri için sahne hazır, film seti de kurulmuşken çekimlere devam edilmeliydi… Senaryo çok, gönüllü figüran istenildiği kadar… Başrol oyuncusu da görev adamıydı.

Kimyasal silah tehlikesini atlatan Irak artık özgürleştirilmeli, bütün zenginlikler adil ve eşit paylaştırılmalıydı. Halkın petrol gelirine el konulması ve tonlarca altının ABD’ye taşınması yanıltmasın kimseyi… Özgürlüğün bir bedeli olmalıydı. Kimse hayrına katlanmamıştı onca zorluğa…

Bu toprakların paylaştırılması fikri; tarihi, hayatı, hakikati bilmeyen ve bağımsızlık özlemiyle yanıp tutuşan ahmakları heyecanlandırmaya yetmişti. Düştüler hayallerinin peşine. Takıldılar yeni dostların arkasına. Sırt döndüler gerçek dostlarına. Eski dostlarını kaybettiler, dost bildiklerinin satışına geldiler.

Sonrasını söylemeye gerek var mı?

Taş üstünde taş kalmamış,

Bir fert yok ki aç kalmamış,

Bir gönül yok ki kırılmamış,

Bir çocuk yok ki boynu bükük bırakılmamış…

Hazır gelmişken bu coğrafyaya ve mademki uzun soluklu bir dizi çekilecekti… Ekranlarının başında izleyeni de çoktu, inandırılanı da… Mevsim kış olsa da ne fark ederdi. Baharın geldiğinin söylenmesine…

Hazırsa yönetmen başlayalım dizinin diğer bölümlerine; “Arap Baharı” diyelim hep beraber. Toz duman içinde kalınsa da vadedilen bahardı. Sıcak iklimlerin boy gösterdiği bu beldelerde ne de giderdi bahar serinliği, serin rüzgârların esintisi ne rahatlatıcı olurdu…

Gökten yağan, bombaların sesi değildi; gök gürültüsüydü… Uzaklardan geceyi aydınlatan füzelerin düştüğü yerden çıkardığı kıvılcımlar değildi; şimşek çakmasıydı… İnanmayın!..

Baharın gelmesi nisan yağmurlarının bereketinden anlaşılmaz mıydı? Bilmez misiniz?

Tunus’ta Cezayir’de, Libya’da Mısır’da, Yemen’de olan biten de doğa olayıdır. Aklınıza mukayyet olun. Kanmayın!..

Bazı sahneler senaryo sahiplerinin arzulamadığı şekilde sahnelenmese bile sezon finaline yoğunlaşmak gerekir. Detayların ne önemi var; takip edin!..

Libya’nın petrol ve doğalgaz zengini olmasından dolayı akbabalar gibi bu yerlere çullanıldığını mı düşünüyorsunuz? Avrupalılar, “Libya halkının doğal zenginliklerine göz dikti” mi diyorsunuz. Bu yalana inandığınızı söylemeyin. Madem öyleydi; Kaddafi kendisini linç etmeye kalktıklarında onlara dönüp “Yapmayın evlatlarım! Büyük bir oyunun ve kandırmacanın içindesiniz…” dediğinde sözünü neden dinletemedi. Neden kendini linçten kurtaramadı.

Mısırda yapılan seçimlerde Mursi’ye iktidarın verilmesi demokrasinin sonucu değil miydi? Bu seçimin yapılmasına fırsat veren büyük babaların hoş görüsü değil miydi? Söz konusu demokrasi ise iktidar olmayı da iktidarlardan gitmeyi de sindirmek gerekmez miydi? Yoksa Mursi iktidardan alaşağı mı edildi diyorsunuz?.. Yapmayın!..

Çağlar boyu hakkın hakikatin adaletin ölçüsü Kuran ve Sünnet yetmemişti bu toprakların sakinlerine. O zaman ‘demokrasi putu’nun önüne diz çökmeliydi demokrasiye inananlar…

Mademki çekimler için yer gösterildi. Gerektiğinde dizinin bölümlerinde rol gereği gönüllü görev alınacağı taahhüt edildi. O zaman sıranın ve rolün gelmesini beklemek gerekir.

 

Mısır gibi Suriye’de de kahramanlık hikâyelerinin yazılma zamanı gelmişti. Geç kalmadan demokrasinin nimetinden Şam’ın çocukları nasiplendirilmeliydi. Öyle de oldu. Ne bir melek kalmıştı gökyüzünde olan bitene şahit olmayan ne de insan kalmıştı yeryüzünde her bir hücresi irkilmeyen… Ne bir nükleer kalmıştı denenmeyen ne de bir karış toprak kalmıştı bomba düşmeyen…

Yıllarca manevi iklimlerde Yâr’la bir olan kadim şehirler yerle bir olmuştu. Viraneye dönmüştü maneviyatlarıyla âleme soluk katan beldeler. Cana kastedenler cihana kin kusmuştu. Kim diyebilirdi buraların insanlığın beşiği olduğunu, kadim medeniyetlerin varlığından artık kim söz edebilirdi?

Ne sürükleyici değil mi? Reytingi de çok. Sonraki bölümleri iple çeken izleyicileri bekletmemek gerekir. Devam;

Dizinin Türkiye, İran, Arabistan bölümlerinin ekseninde ve ana temasında İsrail olacağına göre daha çok iş var. Biline…

Filistin’de insanlık zulme şahit oluyor diye mi düşünüyorsunuz? On dört milyon insan, bir buçuk milyar dindaşının gözünün önünde zülüm yapabilir mi? Kime inandırabilirsiniz?..

Suriye’yi, Irak’ı bir uçtan diğer uca özgürleştirenler sadece insanlığın evrene ayak bastığı tarihi dönemdeki gibi insan sayısında sadeleştirme yapıyordu… Başka ne olabilirdi ki?

Hem duymadınız mı? Medeniyetle sorunu olanların insana tahammülü olamazdı (bknz. senaryonun ilgili bölümüne).

Ayrıca vaadedilmiş torakların elde edilmesi elzemdi. Şartlar da olgunlaşmak üzereydi. Suriye’de insan kalmamıştı; Irak’ta insanlık çoktan elini eteğini hayattan çekmişti. Yönetmenin sadece start vermesi gerekirdi. İşaret de geldi.

Arabistan, yorgun düşmüş oyuncuların bir miktar soluklanmasına fırsat vermek üzere sözde “ılımlı” bir rol üstlenmişti. Yönetmenin işi kolaylaşmıştı artık. “İran’ın yola getirilmesi” çekimi zor sahnelerden oluşuyor sanılıyordu. Ne kolay da halledildi.

Saddam’ı ve Kaddafi’yi “kendi vatandaşının eliyle öldürten” mahir güçlerin; İran’ın yöneticilerinin ortadan kaldırılması ve kargaşa çıkarmasına dönük bu ülkeden birilerini ayartması zor olmasa gerekti…

Mademki el sürmeden halledilme fırsatı yeniden belirdi, üzerlerine kan sıçramadan gerçekleştirmek de mümkün ve suçlu suçunu itiraf etmek için rolünü iyice ezberlemiş; öyleyse şafak sökerken işe koyulsun Yahudi…

Bu topraklarda Hüseyin isminin manevi gücünü bilenler, önce ABD başkanına bu isimle hitap ettirdiler Müslümanları… Bir süre gizlediler yüzlerini maskelerle… Bu coğrafyada sahte kimliklerle dolaştılar. Ortadoğu’yu büyük bir projeye dönüştürüp (BOP) öldürücü niyetlerini gerçekleştirmek için zaman kazandılar. Olgunlaşınca niyetlerinin her bir evresi; harekete geçtiler. Sonrasında Barack Hussein Obama kılıfıyla bütün zalimlikleri sergilediler, kendilerini meşru görerek…

Trump’etler ellerine tutuşturulmuş serserilerle yola devam ettiler. Suudi Arabistan’ın Suudi Amerika’ya dönüştürülmesiyle epeyce işi becermiş oldular.

Bugüne kadar dur durak bilmediler. Önlerine çıkan her bir engeli aştılar. Senaryolarına itiraz edebilecek bütün simalar ya öldürüldüler ya da iktidardan uzaklaştırıldılar.

Dizinin bir tek Türkiye ayağı yazıldığı gibi sahnelenemedi. Kaç kez kurulduysa film seti; kaç bölüm çekildiyse sonuç alınamadı. Ne “Gezi”deki ne de “temmuzun on beşi”ndeki senaryo tutmadı. Oysa “şubatın yirmi sekizi”nde işler ne güzel konulmuştu yoluna…

Senaristlerin, sezon finali için senaryonun Türkiye dışındaki her bir ayağını arzuladıkları gibi sahneye koydukları gözüküyor. Şimdi en can alıcı bir bölüm için hem mekân, hem figüran hem de oyuncularla beraber yönetmenin harekete geçmesi bekleniyor.

İran’ın kutsal topraklara atacağı bir füze, patlatacağı bir bomba ya da patlatıldığında kimin üzerine kalacağı aşikâr olan “sahne çekiminin” tüm alt yapı çalışması planlanıyor.

Sezon finalini hazırlayanlar bu zamana kadarki tecrübeleriyle bilirler ki zaten sonraki sezonu beklemeye gerek yok. Çıkacak büyük bir dünya savaşı en etkili aksiyon filmlerinden daha heyecanlıdır…

Dünya kurulduğundan bu zamana kadar haklı ile haksızın, zalim ile mazlumun, güçlü ile zayıfın mücadelesi hep süregelmiştir. Zayıf olan sürekli olarak ezilmeye, etkisizleştirilmeye, tepkisizleştirilmeye, kimliksiz ve kişiliksiz bırakılmaya çalışılırken; güçlü olan hükümranlığını sürdürmeye, yoksulları sömürmeye, hor görmeye ve yok etmeye devam etmiştir.

Bu gerçek ortadayken ve zayıf olanın asla haklı görülmeyeceği kaidesi hâkim güçlerin iradesiyken; Müslümanların kimliklerini, kişiliklerini gizlemeleri, aşağılık kompleksine kapılmalarına, batı/la şirin gözükmesine gerek yoktur.

Bütün camileri yıksak, bütün Kur’anları yaksak batı/lı asla İslam’a karşı tahammülsüzlüğünden vazgeçmeyecektir. Müslümanlara yüzyıllardır duydukları kinleri dinmeyecektir.

Özünü ve izini kaybedenlerin kimlik bunalımı yaşaması kaçınılmazdır. Dolayısıyla bilinmelidir ki; dindaş olmayanı yandaş görmeyen, kendilerinden olmayana öfke kusanların karşısında ancak kendi değerlerine sarılanlar ve sözün hakikâtını dile getirenler ayakta kalabilecektir.

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

HABERE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yükleniyor
ANKET

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

yukarı çık